Pazar, Ağustos 16, 2009

Rock’n Arabesk ve Murat Ak

muratak

Çok değil bundan iki yıl önce bir haziran akşamı Kral TV’nin birbirinden tırt kliplerinin arasında bir ses çalınmıştı kulağıma. Fonda basgitarlar var ancak arada buram buram arabesk tınılar yükseliyordu. Birden yılgın biraz da isyankar bir ses “can yürekte yürek sende kaldı al da geel” diye gönlümüm bam tekile bastı. Daha bir dikkatli izledim klibi baktım söyleyen adam gölgeden başka bişey değil. Allah Allah bu devirde herkes bikaç saniye televizyona çıkmak için bir yerlerini yırtarken adam klibinde yüzünü göstermiyor diye düşüncelere dalmıştım ki ekranda şarkının ve grubun adı yazdı: Çamur – Hara! Tamam dedim mesaj alınmıştır. Geçtim bilgisayar başına araştırdım başına tanıdıkça sevdim sevdikçe dinledim. Ne yazık ki her güzel şey gibi bu da kısa sürdü ve grup dağıldı. Müzikal ve hayata bakışımız uyuşmuyordu diye bir de not düşmüşlerdi. Önce üzüldüm Bu Aşkın Izdırabını dedim hâlâ da diyorum. 2 senedir evir çevir aynı albümü dinliyorum.

Sonra bu ağır abiye ağır bir albüm de yakışır hani dedim. Sanırım yakında muradıma ereceğim. (Burada kelime oyunu yapmak istememiştim :) Ayrılamıyoruz Meliha’yla şarkısı ile ağzımıza bir parmak bal çalan Murat Ak yeni bir albüm hazırlığındaymış. Sonbahara doğru çıkacak gibi şeyler okudum inşallah doğurudur. Zira bu tadı veren başka bir vokal yok bu ülkede. Rock müziği doğu tınılarıyla harmanlama işi sadece türkü coverlarından ibaret olmamalı. Duman grubunun ilk çıktığı yılları hatırlıyorum mesela. Bir bar sahnesinde “Beni Yak” gibi dibine kadar arabesk bir parça ile kulaklarımızın pasını silmişlerdi. Kaan Tangöze, Murat Ak’a göre biraz daha Avrupai kalıyor. Müziğin gittikçe kısırlaştığı ülkemizde iki isime de şiddetle ihtiyaç var. Bu kadar konuştuktan sonra bir şarkı paylaşmadan olmaz. İşte Murat Ak’ın yen çıkacak albümünden bir ateş parçası. Keyifli dinlemeler.

Murat Ak – Sandal Türküsü

 

gök delindi üstüme düşen yaş mıdır
yar kirpiğin ok mudur keman kaş mıdır
gidersem bu diyardan dolmasın gözün
dünya yolu hep böyle diken taş mıdır

 

yoruldum da çöktüm kaldım yol kenarına
tutuştukça kaldı da özüm aşkı narına
ben değilem bu sandala koymayın beni
dün değilem bugün belki kalmam yarına

 

dağın başı anam duman ayaz pus mudur
insan işi yalan dolan kirle pas mıdır
yar doyamam ah kıyamam dolmasın gözün

Devam...

Cumartesi, Ağustos 15, 2009

Hüzünlü Karikatürler

Bu aralar sık sık Erdil Yaşaroğlu’nu izliyorum televizyonda… Gerçekten eğlenceli bir adam. Üstelik teknoloji ve internet ile de gayet barışık bir insan. Skytürk’teki Mevzubahis isimli programda Twitter için tam bana göreymiş deyince daha bir sevdim kendisini, zaten friendfeed hesabından izliyorum yazdıklarını. Neyse programa dönelim. Konu dönüp dolaşıp “Türkiye’de politik mizah yapılıyor mu yoksa o olay Levent Kırca’dan ibaret” muhabbetine geldi. Ben de buradan kara mizah olayına el atayım dedim. Her hafta elimize aldığımız Penguen veya Uykusuz (sahi bi Kemik vardı nooldu ona?) çoğunlukla bizi gülmekten yerlere seriyor ama bazen öyle işler çıkartıyorlar ki boğazlar düğümleniyor. Özellikle bu konuda Umut Sarıkaya’nın ayrı bir yeri var. Adam “profesyonel mutsuz” sanki… Bu muhabbetin üstüne bikaç karikatür gider be hacı diyorsanız hiç merak etmeyin o da var. Evet Birand sendeyiz?

Yiğit Özgür

44 

hayatj

Erdil Yaşaroğlu

erdil

Uğur Gürsoy

faik

firat

fırat

Umut Sarıkaya

mutsuzluk

mont

mont2

Devam...

Pazartesi, Temmuz 20, 2009

Türkü Söylermiş Türküler

erkanbaba

Türkü dinliyorum bu aralar.

Laf olsun diye değil gerçekten anlayarak, hissederek, özümseyerek dinliyorum. Duyduğum her notada okuduğum her sözde yüzyıllara meydan okumuş acılar, hüzünler, mutluluklar, çoşkular, bir tören alayı gibi geçiyor zihnimden. Ve Tanrı’ya bir kez daha şükrediyorum hiçbir sesi yok etmediği, yarattığı kainatta özenle sakladığı için…

“Kuzguna yavrusu şahin görünür demişler” o yüzden mi bilmiyorum ama türkülerden aldığım zevki hiçbir müzik türünden alamıyorum ben. Böylesine sıcak böylesine bizden olmaları bambaşka duygular katıyor insana. Hele ki biraz da ardına düşerseniz türkünün avcunun ortasına serçe misali kalıyorsunuz. Yüreğiniz pır pır ediyor. Bazen acıdan bazen de çoşkudan…

Türkü dinlemek bir nesil için utanılacak bir durumdu. Lisedeyken “Ne dinliyorsun?” sorusunun cevabı “türkü” olunca genellikle tepki “Iyyy! Ne kadar kırosun!” oluyordu. Çok kızardım yıllarda böyle insanlara. Şimdi o kadar da sinirlenmiyorum çünkü o dönemi biraz gözümün önüne getirince her şey daha net anlaşılıyordu. Türküleri “Uzaylılara” bırakınca böyle tepkiler almak da normaldi. Halbuki “Neden geldim İstanbul’a”yı Burhan Çaçan’dan değil de Erkan Oğur’da dinleseler her şey çok başka olurdu ama TRT 3’ü sadece moruklar dinlerdi. 17 yaşında dinleyince kıro oluyordunuz. Bir zamanlar  yanık yanık “Ayağında kundura yar gelir dura dura” diyenler sonradan yoldan çıkmasa, türkü dinliyorsunuz diye o kadar kıro olmazdınız kim bilir.

Dedim ya çok da kızmıyorum artık öyle insanlara. Çünkü türkülerin samimiyetini anlamak kolay iş değil. İçinde barındırdığı zerâfeti anlamak için biraz deşmek gerekiyor. (Tüm değerli şeylerin saklı kalmasının bir nedeni olmalı mutlaka.) Misal; zorla evlendirilmek istenen bir genç kızın sitemini hangi cümle daha iyi anlatabilir "Alıverin feracemi anneciğim diksin/O gıymatlı İsmail'e kendisi gitsin!" sözlerinden başka. Sonrasında canına kıymanın hangi lügatte bu kadar iç yakan bir tanımı vardır: "Arda boylarına ben kendim gittim/dalgalar urdukça can teslim ettim!” Sitem her zaman bu kadar ağlatmaz elbet insanı. Evlendiği günün sabahında burçak tarlasına ot yolmaya yollanmış bir geline kulak kabartalım şimdi: “Elimi salladım değdi dikene / inkisar eyledim burçak ekene / ilahi kaynana ömrün tükene” Mutsuz evlilikler kimi zaman ağlatıp kimi zaman oynatırken bazen düşündürüyor da beni. Örneğin; duymayanımızın kalmadığı, kına gecelerinin olmazsa olmazı “Yüksek Yüksek Tepelere” türküsünün, köyünden sadece ve sadece 20 kilometre ötede başka bir köye gelin gidip 7 sene ailesini göremeyen bir kızın dramını anlattığını öğrendiğim de çok şaşırmıştım. Dünya daha büyükmüş o zamanlar. Şimdilerde dünya denen global köyümüzde postmodern aşkların böyle dertleri yok tabii.

Anadolu’mun her kilometrekaresi öykülerle dolu. Bu öykülerin yansıdığı türküler ise zamanımızın şarkıları gibi her şeyi açıkça anlatmıyor. Hepimizin zihnine Tosun Paşa’daki Adile Naşit performansı ile kazınan o türküyü hatırlar mısınız bilmem? Evet evet o “Bağa girdim bağ budanmış / bağa bülbül dandanmış” türküsü. Tamam gülümseniz geçtiyse devam edelim de biraz daha gülün. Türkülerde de divan şiirinde olduğu gibi mazmunlar vardır. Bu türküdeki bağ’da onlardan biridir. Bağ kelimesinin aslında “kadın” demek olduğunu düşünürseniz aslında nasıl hazin bir aldatılma hikâyesi çıkıyor değil mi ortaya? Bir başka öykü de ise “besmeleyle yüzün açıp oturmadan diz dize/almış kaçırmışlar seni, çökertmişler ıssıza." diyerek alçakça bir tecavüzün nasıl bu kadar edepli anlatılabileceğinin dersini verir türküler.

Her kelimesiyle Anadolu insanını anlatan türkülerimiz aslında nasıl bir anlayış evrimi geçirdiğimizde trajik portresini çıkartıyor önümüze. “Elin elimde ola kapı kapı dilenek” diyebilecek kadar fedakâr aşklara sahne olan Anadolu coğrafyası artık “gelene hay hay gidene bye bye” diyere beach’lerde kopuyor(!)

İşte böyle dostlar… (Hemen Hasan Basri moduna girdim =) Türkü söylermiş türküler diye boşuna dememiş üstad. Kıymetini bilene bir deryadır türküler. Kısaca anlatmaya çalıştım meramımı umarım işe yaramıştır. Bir başka yazıda görüşmek üzere. Hoşça kalın… Türküyle kalın!

Devam...

Cuma, Temmuz 17, 2009

Google’ın Sevdiği Blog Olmuşuz

 

i_love_google

Güzel Türkçe’mizde bir deyim vardır “Allah’ın sevgili kulu” diye… Talihin güldüğü insanların tanımlamak için kullanılır bu deyim. İnternet aleminde ise Google’ın sevdiği site olmak bu deyimle eşdeğer sayılabilir. Bunu nasıl anlarsınız peki? Girdiğiniz içerik hemen Google aramalarında yerini alıyorsa ve herhangi bir sansüre (ki buna sandbox diyorlar) takılmıyorsa tebrikler Google’ın sevdiği site olmyı başarmışsınız demektir. Son yazdığım yazıda ben de bu şerefe nail olduğumu anlamış bulunmaktayım. Yazdığım yazı 1 dakika içinde indexlenmiş yani Google tarafından farkedilmiş. Sevindirik oldum biraz =)

Websiteleri üzerinden kazanç sağlamayı hedefleyenler için bu durum çok önemlidir aslında. Hele ki bu işlere yeni başlamışlarsa artı bir motivasyon kaynağıdır bu işlem. Kendimden biliyorum. Peki nasıl “Google’ın sevdiği site olurum?” diyorsanız, cevabı çok basit aslında. Vatana millete hayırlı site yaparsanız Google sizi sever. Özgün yazılar yayınlayan her site er ya da geç hakettiği yeri alır Google’da. PageRank dediğimiz bu değerlendirme için illegal yollara başvurmaktansa özgün içeriğinizi girin, abartmadan backlink’inizi alın gerisini Google’a bırakın. Evet bu vesile ile ufak bir SEO dersi vermiş olduk. Bir başka güzel vesile ile karşınıza çıkmak dileği ile hoşça kalın.

 

google_index

Devam...
 

Hariçten GazellerimIEn'lerin GünlüğüIFutbolMekan